Başka bir evrende, her renk tonuyla titreşen bir gezegen vardı. Colorianlar olarak bilinen sakinleri, renk enerjisinin gücünden yararlanarak yaşıyorlardı.
Bu enerjinin kutsal kaynağı olan Renkler Tapınağı'nda yaşıyorlardı. Burada, saf ve ışıltılı bir enerji açığa çıkaran devasa renk patlamaları yaratmak için renk bloklarını birleştirdiler.
Bu enerji sadece gezegenlerini canlı tutmakla kalmadı, aynı zamanda dünyalarına sıcaklık, neşe ve canlı bir ışık yaydı. Colorianlar için bu enerji hayatın ta kendisiydi.
Ancak denge asla sonsuza dek sürmez...
Bir gün, Tapınağın içinde toplanan enerji kontrolden çıktı. Yer sarsıldı, dağlar titredi, kristaller çatladı... ve devasa bir ışık huzmesi gökyüzüne fırladı. Bu ışık huzmesi, uzayın dokusunu yırtarak bilinmeyene uzanan kozmik bir yarık yarattı.
Tam o anda, Color Point evreninin kalbinde bir Kozmik Yarık açıldı. Bu yarık sadece enerjiyi çarpıtmakla kalmadı, aynı zamanda zamanı ve mekanı da büktü. Ve ötesinde... başka bir dünya belirdi: bizim dünyamız.
İki gerçeklik — Color Point evreni ve insan evreni — tek bir enerji hattıyla birbirine bağlandı. Renklerin patlaması, evrenimize yayılan muazzam bir güç dalgası yaydı. Çok geçmeden bilim insanları bu garip sinyali tespit ettiler. Uzayın derinliklerinde yankılanan bu sinyal, insanlık tarihinin en büyük keşfi olarak anıldı.
Ama bu temas... her iki taraf için de güvenli olmayacaktı.
Tapınak'ın ışığı sönmeye başladığında, Colorianlar gökyüzünde garip metalik şekiller belirdiğini gördüler. Bu nesneler kozmik yarıktan geçerek kendi dünyalarına ulaşmıştı — soğuk, mekanik ve yapay ışıkla parlıyorlardı.
Colorianlar neye baktıklarını bilmiyorlardı... Ama biz biliyorduk.
Bu ışık NukeCell'in keşif gemisinden geliyordu.